Yazarlarımız
Nuh GÖNÜLTAŞ
Mahir KAYNAK
Mustafa KARAALİOĞLU
İbrahim KARAGÜL
Yaşar KAYMAK
Zuhal YILDIRIM
Abdurrahman DİLİPAK
 
Yazm?yorlar uyduruyorlar
Tahran Üniversitesi Ö?retim Üyesi Prof Dr. Asgar: ?ran hakk?nda yaz?lanlar as?ls?zd?r
Tahran’da demir yumruk dönemi... İran yanıyor... Komşuda iç savaş... İran’ın Nidası susturuldu... İran’da ayaklanma... İran bıçak sırtında Musavi meydan okudu... Kan gövdeyi götürüyor... İran iç savaşın eşiğinde... İran’da gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçiminden büyük bir başarı ile çıkan Ahmedinecad’tan sonra ülkede yıllardan beridir yoğun olarak sürdürülen kara propağandalar, derin senaryolar Tahran’ın küçük bir bölümünde sergilenmeye başladı. Yukarda başlıklarını attığımız Türkiye’deki malum gazeteler ve onların kalemşorleri de bu senaryonun bir parçası oldular.
siyonizmin gölgesindeki dünya basını ile eş zamanlı olarak İran seçimleri üzerinden operasyonel haber furyası Türk basınını da esir aldı. İran’daki seçim sürecinden çıkan sonuç üzerine yaşanan bazı itiraz ve tartışmalar, dış dünyaya çok farklı şekillerde yansıtılmaya çalışıldı. Sistem içi muhalefet bile “karşı devrim” çabalarına indirgendi. Oysa durum hiç de onların anlattıkları gibi değildi. Onlar olmasını istedikleri ortamı anlatıyorlardı
  
 
İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, 12 Hazirandaki cumhurbaşkanı seçimi öncesi birçok terör eyleminin çökertildiğini söyledi.
Bakan Muhsini Ejei, ''Siyonistlere ve Batı'ya bağlı çeşitli gruplar, seçim sırasında birçok bölgede bombalama eylemi planlamıştı. İstihbarat ve güvenlik birimlerinin birkaç aşamalı operasyonlarında bu kişiler yakalandı'' dedi.
Yabancı uyruklulardan bazılarının gazeteci kimliği adı altında bilgi ve belge toplayarak casusluk faaliyetinde bulunduğunu söyleyen Muhsini Ejei, bu bağlamda bir kişinin tutuklandığını, bir başkasının da sorgusunun sürdüğünü belirtti.
 
Tahran dışında ülkenin diğer bölgelerinde de yasa dışı eylem planlarının ortaya çıkarıldığını kaydeden Muhsini Ejei, son olaylarda yakalananların asli sorumlular ve kandırılanlar diye iki gruba ayrıldıklarının belirlendiğini söyledi.
 
Bakan Muhsini Ejei, halkın can ve mal güvenliğini tehdit edenlerin yargı karşısında hesap vereceğini ifade etti.
 
 
Mir Huseyin Musevi ‘şiddete bulaşmadan protesto gösterilerine devam’ deyince basın sadece ‘protesto gösterilerine devam’ kısmını almakla yetindi. Yine Mir Huseyin Musevi’nin ‘ben şehadete hazırım’ sözleri büyük puntolarla verilirken birinci yardımcısının Musavi’nin böyle bir sözü kesinlikle söylemediğini açıklamasına rağmen, dehşet tacirleri buna hiç yer vermedi.
 
İran’daki seçim sonuçları sonrasında yaşanan gelişmeleri gazetemize değerlendiren Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Asgar Ferdi, İran hakkında yazılanların çoğunun asılsız olduğunu belirterek Türk ve Batı medya organlarına tepki gösterdi. 
 
MEHMET ÖZCAN / SAİD ÇINAR / İSTANBUL
Devrim sürecinde aktif insanlar bile bir anda “karşı devrimci” olarak gösterilmeye çalışıldı. Aslında oluşan tablo, yansıtılan haber biçimleri, seçim sürecini istismar ederek İran’da karışıklık çıkarılacağının önceden planlandığını göstermektedir. En ufak hadiselerin yanında hiç olmamış olaylar ve yayınlanmamış mesajlar bile rejimin sallantıda olduğu propagandasının malzemesine dönüştürüldü. Bunun sonucunda manşetlere yansıyan haberlere bakılırsa aslında İran’ın çoktan bir rejim değişikliğine gitmiş olması gerekirdi.
Oysa kötü propagandanın taşıyıcı unsurları haline gelen malum medya odaklarının içerisine girdiği çaba, İran’da olanı değil, olmasını istedikleri yansıtma çabasında oldukları gözlerden kaçmamaktadır.
 
Biz de tüm bu gelişmeleri kaynağından alıp yansıtmak üzere Tahran Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Prof. Dr. Asgar Ferdi ile bir görüşme gerçekleştirdik. İran’da yaşanan son seçim süreci ve bu süreç üzerinden koparılmak istenen gürültünün mahiyetinin daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacağına inandığımız görüşmemiz şöyle:
 
İran’da reformcu-muhafazakâr diye bir şey yoktur
Sayın Asgar Ferdi, biliyorsunuz seçim sürecinden sonra özellikle dünya basınına çok ilginç haberler yansımaya başladı. Evvela şunu soralım, İran’da gerçekten muhafazakâr – reformcu ikilemi var mıdır? Varsa bu kavramlar neye tekabül ediyor?
Evvela şunu belirteyim ki İran’daki kesimler için kullanılan reformcu-muhafazakar ikilemi diye bir şey yoktur. Bu terimler, Batının ve ABD’nin kullandığı ve kendilerine göre anlamlar yükledikleri terimlerdir. Bu kavramların ne İran kültüründe, ne de İslam kültüründe hiçbir karşılığı da bulunmamaktadır. Bunlar tamamen Batı kültürü içerisinde yer alan bazı kavramların bize uyarlanmış karşılığı biçimindedir. Batı literatürünün ürünü olan sağ – sol kavramlarının bize uyarlanmaya çalışılan karşılığıdır.Onların bu terimlere yükledikleri anlamlara bakacak olursak ne kadar yanlış olduklarını görürüz. Onlara göre muhafazakar denen tabaka sağcıdır, anti emparyalist olmamaları gerekir; reformcular ise onlara göre solcu, yani anti Amerikancı olmalıydı. İran’da bu terimlerin kimler için kullanıldığına bakarsak, durum onların söylediklerinin tam tersidir. İran’da muhafazakar kanat denilen, yani Ayetullah Hamaney’e bağlı olan kesim ABD ile ilişkilere karşıdır. Anti emperyalisttirler. Ama reformcu dedikleri kesim, yani Hatemi ve Musevi taraftarları, ABD ile müzakerelere daha açıklar. Reformist ve muhazakar terimlerinin İran için kullanılması doğru değil. Reformist olarak niteledikleri kesimin kimlerden oluştuğuna bakacak olursak, bunlar, devrimin savunucuları ve asil çocuklarıdır. Mir Hüseyin Musevi, İmam Humeyni döneminde 8 yıl başbakanlık yapmış, savaşı yönetmiş biridir. İmam Humeyni kendi insiyatifini kullanarak onu başbakan yapmıştır. Musevi ile ilgili yorum yapanlar bunları görmezden geliyor ve görmek istemiyor. Musevi hakkında yorum yapanlar onu önce araştırsınlar, Musevi hangi sloganla ortaya çıkmış bir baksınlar. Musevi’nin en önemli seçim prensibi İmam Humeyni’nin usul ve prensibine dönmek üzerineydi. Musevi bugün İran’da İmam Humeyni’nin çizgisinden uzaklaşıldığını savunuyor ve tekrar o çizgiye dönülmesi gerektiğini söylüyor.
 
Karışıklığı çıkaranlar Halkın Mücahitleri örgütü mensupları
Hocam, seçimlerin sonucuna yapılan itirazlarla beraber birtakım insanlar gösterilerde bulundu. Normal gösterilerin yanında bazı kesimler özellikle taşkınlık çıkarma peşine düştü. Bu gösterilerin gerçek mahiyeti ne idi?
Seçimler sonunda İran’da sokaklara çıkanlar şunu düşünüyorlar. Oyların yanlış hesaplandığını belirtiyorlar ve bunun düzeltilmesinin istiyorlar. Yani bunlar seçim sonuçlarına itiraz ediyorlar. Batı ise bunu çarpıtıp farklı yerlere çekmek istiyor. Aynı zamanda bu göstericilerin içine sızıp dış güçlerden destek alan ve İran’da karışıklık çıkarmak isteyenler de var. Karışıklık çıkarmak isteyenler bu fırsattan yararlanmak istiyorlar. Karışıklık çıkarılması için belli kesimler destekleniyor, hatta bunlara maddi destekler de sağlanıyor. İran’da bu tespit edilmiş ve kamuoyuna açıklanmıştır. Nitekim karışıklık çıkarmaya çalışanlar Halkın Mücahitleri denen gruba mensup kişiler olduğu belirlenmiş ve çoğu tutuklanmıştır. Yani burada seçim sonuçlarına itiraz etmekle bunu fırsat bilerek karışıklık çıkarmak isteyenler farklı kesimlerdir. Herhangi bir İran vatandaşı kalkıp da İmam Humeyni’nin türbesine bomba koymaya çalışmaz. İran’da herkes İmam Humeyni’yi sever, saygı gösterir. Hatta İmam Humeyni’yi sevmeyenler bile burada ona saygı gösterir. Hindistan’da 15 dine mensup insanlar Gandi’yi nasıl seviyorsa İran’da da herkes İmam Humeyni’yi sever ve saygı gösterir. Bunlar ister İmam’ın fikirlerini kabul etsin veya etmesin fark etmez. Kendi hayatını halkına adayan İmam Humeyni’nin kabrine halktan biri bomba yerleştirmez, bunu yerleştirenler İran’da karışıklık çıkarmak isteyen ve dış güçlere bağlı münafıklardır. Halkın Mücahitleri bu saldırıyı yapanın kendisine bağlı olduğunu açıkladı. Hamaney’in Cuma hutbesinden sonra zaten gösteriler azaldı ve nerdeyse bitti.
 
Bazı medya organları yaptığı programlarla bilinçli karışıklık çıkarıyor
Ama Türk ve dünya medyasına göre gösteriler ve gerginlik halen devam ediyormuş…
Tamamen yalan haber üretiyorlar. Özellikle bazı medya organları da bilinçli olarak kışkırtma rolünü oynuyorlar. Mesela BBC Farsça servisi, gösterilerin düzenleneceği yerleri bile önceden tayin edip halkı toplanmaya çalışan kışkırtıcı haberler yapıyor.
Türk medyasının önemli bir kısmının siyonisterin elinde olduğunu herkes biliyor. siyonistlerin müttefiki olan medya, İran’ın aleyhine kasıtlı haber yapıyor, onların görevi bu. Bir kısım medya, özellikle Doğan medyası bunu her zaman yapıyor. Mesela başka bir örnek vereyim. Bir ara Tahran’da bir iş merkezinde bulunan bir düğün salonunda, düğün merasiminin yapıldığı sırada binada çökme meydana geldi. Çökmenin etkisiyle oradaki insanlar sağa sola kaçışmaya başladılar. Bu arada binadaki beyaz eşyalar da ortalığa savruldu. Böyle bir hadiseyi bile Türk medyası, “İran halkı beyaz eşya mağazasını yağmaladı” şeklinde yansıttı. Bunlar ayıp şeyler. Oysa İran medyasında özellikle Türkiye ile ilgili hiçbir zaman başka anlamlara gelecek haberlere rastlayamazsınız. Ama Türk medyasına bakıyorum, kasıtlı haberlerin yanı sıra İran hakkında zerre kadar bilgi sahibi olmayan insanlar çıkıp İran’la ilgili acayip değerlendirmeler yapıyorlar. Mesela Cengiz Çandar’ı belki izlemişsinizdir. Öyle değerlendirmeler yapıyor ki, insanın biraz utanması lazım…
 
Bazı yazarlar kimden para alırsa onun düşüncesini seslendirir
C.Ç, sözde İran hakkında bilgi sahibi olduğu düşünülerek ekranlara çıkarılıyor…
Aslında İran’la ilgili hiçbir bilgisi yoktur. Sadece bazı odaklar tarafından bilgilendirilip bu şekilde piyasaya çıkarılıyor. Aslında O, kimden para alırsa onun düşüncelerini seslendiriyor.
İşte tüm bunların arkasında siyonist odaklar var. Bunlar ne İslam’ın, ne de kendi ülkelerinin menfaatlerini asla düşünmezler. Sadece kendi ağalarının emirlerini yerine getirmektedirler.
Dediğim gibi bunların İran hakkında zerre kadar bilgileri yoktur. Mesela Ankara’da polislerle işportacıların kavgaları var, İstanbul’da polislerin gösterilere yönelik sert müdahaleleri var. Ama İran medyası bu tür haberleri hiçbir zaman önemsemez.
İran’da olup biten durumdan haberdar değiller. İran halkı bir çok ülkeye göre daha özgürdür. Gerekirse yürüyüş ve protestolar da yapar. Mesela sizin ülkenizde hâlâ Kürtlere terörist gözüyle bakılmaktadır. Oysa bizde Kürtlerin eskiden beri hakları vardır, televizyonları vardır, Kürdistan ismiyle eyaletleri vardır. Ayrıca bu haklar “TRT 6” gibi sonradan verilmiş haklar da değil. Mesela Başbakan Tayyip Bey İran’a geldiğinde, bizde yapılan büyük bir otoyola Kürdistan otoyolu isminin verildiğini görünce çok şaşırdı. “Siz böyle yapmakla Kürtlerin beklentilerini çoğaltıyorsunuz” dedi.
 
29 milyonluk oyu hile yaparak 9 milyon göstermek mümkün mü?
Seçim sonuçlarına dönecek olursak, gerçekten de iddia edildiği gibi geniş çaplı bir hile yapılmış olabilir mi?
Seçimlerde bazı yerlerde hata yapılmış, oylar değiştirilmiş olabilir. Bu her yerde oluyor ABD’de başkanlık seçimleri oldu, orada da böyle itirazlar oldu, bazı eyaletlerdeki oylar iptal edildi, ama bu kadar büyütülmedi. Oysa İran’da olay çok büyütülüyor. Seçimlerde insanlar kendi tanıdıklarının kazanmasını ister, elinden gelirse hile de karıştırır. İran’da da bu böyledir. Bazıları böyle yanlışlar yapmış olabilir. Ama 29 milyon oyu hile yaparak 9 milyon göstermek de mümkün değildir.
 
Ahmedinecad halkın teveccühünü kazanmış
Bu arada halkın Ahmedinejad’a olan teveccühünün bir sebebinin de gelir dağılımında uyguladığı politika olduğu söyleniyor. Mesela milli gelirin doğrudan halka yansıtılması gibi. Bununla ilgili iki kanat arasında politika farklılığı gerçekten de belirleyici nitelik taşıyor mu?
Doğrudur. Ahmedinecad bu konuda halkın teveccühünü kazanmış durumda. Mesela emekli maaşları Ahmedinecad döneminde iki kat arttı. Bu tür iyileştirmeler yaparken rakipleri ise kendisini enflasyonu azdırmakla suçlamaya başladılar. Oysa yönetimin Rafsancani ile Hatemi’nin kontrolünde olduğu zamanlarda bunlar bu işi iyi yönetemediler. Dolayısıyla kaybettiler.
İran’da gösteriler halen sürüyor mu? Medyaya bakınca sanki artarak sürüyormuş havası var…
İran’da şu anda gösteriler durmuş durumda. (Salı günü itibariyle) Ne dün, ne de bugün hiçbir gösteri yapılmadı.
 
 
Demokrasi dedikleri şey, batı kültürünün bir ürünü 
Gerek Türkiye gerek batı medyası İran ile ilgili haber yaparken özgürlüğün olmadığı yönünde propaganda yapıyor. Buna Batı ülkelerinin yöneticileri de eşlik ediyorlar. Oysa aynı Batı, özgürlüğün zerresinin olmadığı ülkelerle dostane ilişkiler içerisindedir. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Doğru diyorsunuz, mesela Kuveyt’te kadın sürücülere ehliyet vermiyorlar. Bahreyn’de öyle, Emirlikler’de de öyle. Kadınlar seçimlere katılamıyor ve seçilme hakları yok. Ama Amerika’nın bu duruma itirazı yok. Çünkü petrol boruları, kraliyet sarayları ve bunların malikâneleri onlara açık. Tabi burada İran’ın her şeyi onlardan farklı ve onların söylemleri bizi ilgilendirmediği gibi bize uymuyor da. Biraz petrol sızdırsan, bu bölgede “ne yaparsan yap” diyecekler. Ayrıca biz demokrasi falan da istemiyoruz. Demokrasi dedikleri şey, batı kültürünün bir ürünü. Oysa biz İslam toplumlarının kültürü biliyorsunuz çok farklıdır. 

Bu haber 493 defa okunmuştur

Sabit